Dünyanın şu anda aktif oyuncular arasında en iyi oyuncusunun kim olduğu problemi hep göreceli cevaplarla sonuç bulmuştur. Döneminin en iyileri arasında olmak önemlidir tabii ki, en iyisi olmak da önemlidir ancak en iyisi olmak gerçekten en önemli olay mıdır?

Zinedine Zidane futbol oynadığı dönemde rakip takım taraftarlarının bile hayranlık duyduğu bir kişiliğe sahipti. Keza Paolo Maldini de öyle. Oynadıkları dönemin en iyi oyuncuları olmayabilirler, bu sıfat için Zidane oynadığı dönemin en iyisiydi diyenler de olabilir tabii ki ancak tartışmasız en iyisi değillerdi. Lakin kendileri bundan yıllar sonra da futbol denen oyunu zevkli kılan futbolcular olarak anılacak.

Kötülerin isimlerini vermek ve eleştirmek haksızlık olur şimdi ama sempatikliğine rağmen birçok tepki oklarını üstüne çeken, Roy Keane, Eric Cantona, Steffan Effenberg gibi oyuncuları da çoğu taraftar pek iyi hislerle anmayacaklar.

Bugüne baktığımızda üç isim diğerlerinden farklı olarak öne çıkıyor. AC Milan’ın en büyük kozu Kaka, Manchester United’ın yaramaz çocuğu, kendi tanımıyla “köle” Cristiano Ronaldo ve Katalan takımı Barcelona’nın sessiz sakin, sempatik genci Lionel Messi. Bu üç isim de farklı ülkelerden olsa da köken olarak Latin futbolunun dünyaya sunduğu nimetler. Üçünün de karakteri, geçmişi ve yaşadıkları çok farklı.

Kaka, diğer Brezilyalı futbolculardan farklı bir hikayeye sahip. Gelir düzeyi oldukça iyi bir ailenin küçüklüğünde piano dersleri aldırdığı parlak çocuğu. İyi bir çizgi çiziyor hem saha içi hem saha dışında. Marjinal bir yapısı yok, performansı istikrarlı.

Cristiano Ronaldo, Sporting Lizbon altyapısından A takımına çıkar çıkmaz tüm dikkatleri üzerine çekti ve henüz 17 yaşı yeni yeni dolmakta iken Manchester United takımına transfer oldu. Belki o genç yaşta böylesine büyük bir takıma transfer olması onun karakterini böyle etkiledi bilemiyoruz ancak kendisinin böyle “piç” bir görünümü ve tavrı var. Sürekli bir ciddiyetsiz gıcıklık var. Bu ciddiyetsizlik öyle bir boyutta iken, Manchester United takımında oynarken ve sözleşmesi 2010 yılına kadar devam ediyorken Real Madrid’den gelen istek üzerine, “Çocukluğumdan beri oynamak istediğim takım Real Madrid’de oynamak istiyorum” gibi çok cüretkar bir açıklama yapabiliyor. Yetmiyor, kulübünün kendisini satmaması üzerine kendisini kulübünün bir “köle”si olarak adlediyor. Her ne kadar oyun karakteri ve istatistikleri olarak en efektif oyuncu olarak gözükse de pek sempatik olduğunu söyleyemeyiz. Hayat tarzı da fahişelerle basıldığından olsa gerek, basının çok ilgisini çekiyor.

Efendi, zeki, yaratıcı, sessiz ama cesur: Lionel Messi! Evet gerçekten farklı diğerlerinden. Savunmanın önünde top alıp takımı hücuma taşıyor. Gerektiği her anda sorumluluk almaktan kaçınmıyor. Çevik ve hızlı, şımarmayı bırakın, güldüğünü, yüzünün ifadesinin değiştiğini görmemiz bile sayılıdır. Hakemle oynamaz, kafası sadece topu ve rakibin ayaklarını düşünür. Objektif olarak bakan her insan Messi’nin karakterindeki kusursuz yapıyı görür. Sabıka kaydı fazlasıyla temiz, sahada herhangi bir agresifliği, hırslı olduğu gözlenmemiştir, gol ve kazanma hırsı ayrı tabii.