Spikerin ağzından o cümle dökülür… “Ve ilk yarıda son düdük!”

Tribündekiler çok değişken, ekrandakiler de öyle… Hatta takımları 3-0 geride olduğundan ekrandakiler ayrılıyor televizyon başından. Üzgün adam, Yalova-İstanbul vapuruna doğru yol alıyor ikinci yarıdan ümidi olmadığından. Tribündekiler şaşkın, “Naapıyosunuz siz yaa” diye karşılarında kimse olmadan kendi kendilerine sorular soruyor.

“Ah ulan Şeytan, bi gösteremedin kendini!”
“Olmaz olsun böyle takım… Forma için oynayın be!!!

İki kapı; iki farklı soyunma odasına, iki farklı ruh haline açılan iki kapı… Birinden hüzün ve hayal kırıklığı diğerinden sevinç ve neşe kahkahaları çıkıyor. Üzüntülü olan takımın soyunma odasından pek ses çıkmıyor. Ağlamaklılar, teknik direktör giriyor içeri ve olayı basit göstermeye çalışıyor: “Sizinle çok zaman geçirdik, bu 45 dakikayı da beraber geçirdik… Önümüzdeki 45 dakikada da beraberiz. Ben sizden bu kapıdan çıktığınız andan itibaren 45 dakikada 4 gol atmanızı istiyorum. Yapamaz mısınız?”

Teker teker futbolcular çıkıyor sahaya, üzüntü yerini hırsa, sevinç yerine lakaytlığa bırakmış. Öndeki takımın yıldız futbolcusu Cevat, kendisine gelen topu kalçasıyla stop ediyor.

İkinci yarının hemen başıdır henüz, sıfıra yakın bir yerde, topla buluşur gerideki takımın atletik forveti. Döner bi etrafında, sonra kaleye bakar, çat! 3-1… Öyle inanılması güç bir goldür ki, takım arkadaşları bile şaşırır.

Şeytan alır götürür sonra topları, her seferinde Hasan’ı bulur, her seferinde golü yapar Hasan. 3-4 olur skor. Üzüntü ve neşe yer değiştirmiştir.

İlk yarının sonunda ekran başından ayrılan o üzgün taraftar, Yalova’dan binip İstanbul’a indiğinde skor tam tersine değişmiştir. Belli ki forma için, çubuklunun aşkına oynamıştır takımı. Belli ki bir şey var o formada:

“Değişmeyen tek şey vardır o da değişim. Dünya, sürekli bir değişim içinde. Bu değişimde bazı değerlerin korunması da, değişimi yapan kurumların geleneklerinden kaynaklanıyor. Değişim ne kadar yoğun da olsa bazı şeyler hiç değişmiyor. Çubuklu forma da böyle bir şey; Zeki Rıza Sporel’den, Lefter Küçükandonyadis’e, Halit Deringör’den, Can Bartu’ya, Ogün Altıparmak’tan Cemil Turan’a, Rıdvan Dilmen’den Semih Şentürk’e hep aynı. Terzide dikilen gömleklerden, teknolojik kumaşların kullanıldığı bugünkü formalara kadar bir sürü değişiklik olmasına rağmen hep aynı. Çünkü çubuklu, ruhunu bir sonraki formaya sürekli aktarıyor. Çünkü Fenerbahçe taraftarı çubuklu formayı bayrağı olarak tanıyor, ona gerektiği özeni gösteriyor. Çubuklu, bazılarının rüyalarını süslüyor, bazılarına kabus oluyor. Sloganını kendisi yaratıyor, Kiminin Rüyası Kiminin Kabusu.”

Notlar:

1) Yazıda herhangi bir takımın ruhen başka birinden üstün olduğu belirtilmemiş, sadece bir takımın taraftarlarının gözünden efsanevi bir olay anlatılmıştır.
2) Son bölümdeki yazı Fenerium.com.tr’den alınmadır.
3) Bahsi geçen olay, 3 Mayıs 1989 tarihli Galatasaray – Fenerbahçe maçıdır.

(bkz: http://www.turkfutbolu.net/tarih/fb_gs_3_mayis_1989.html )